Yanık Kağıt Kokusu

Bir sabah genzimi yakan keskin bir yanık kâğıt kokusuyla uyandım. Bu kokunun; annemin tandırı tutuşturmak için kullandığı eski gazetelerden yayıldığını anlamam uzun sürmedi. Annemin yaptığı nefis gözlemelerle karnımı doyurduktan sonra köyün kuzeydoğusunda bulunan top sahasına doğru yürümeye başladım. Neden sonra gece gördüğüm o garip rüyayı anımsadım…

Devam

Mehmet Görmez ile Röportaj

Birey olamayan, edilgence, bir gruba dâhil olup bağlanan insan hakikat arayışını sekteye uğratabilir. Hele hele hiçbir Müslüman genç, dün­yasını şahıslar üzerine bina etmemelidir. Hakikat tekelciliği bir nevi ruhani diktatörlüktür. Hakikatin kendi tekelinde olduğunu iddia eden ru­hani diktatörlere tabi olmak elbette doğru olmaz.

Devam

İkrâ, İkrar Et ve Kalem Tut!

İnsanı çepeçevre kuşatan bu soruyu rahmete ve berekete çeviren ilk âyetin yardımı yetişmeseydi karanlıklar aydınlığa çıkmayacaktı belki de… “Oku, Rabbinin ismiyle ki, sizi O yarattı.” Bu ayet ile okumaya nasıl başlayacağımızı öğrenmiş oluyoruz. Kâinatı ve insanı yaratan Rabbimizin adı ile okuyacaktık. Bu ayet ikrâ diye başlıyor, kâinatı ve insanı yaratanın Kadir-i mutlak Allah olduğunu ikrar ile bitiyor…

Devam

Bekir Develi ile Röportaj

Bekir Develi ismini duymayan yoktur herhalde. Kendisini ‘stand-up’ gösterileriyle tanıdık daha çok ama onun farklı bir yönü vardı. Gösterilerin konuları namaz, takke, sevap, cennet, cehennem, hacı, cami… gibi İslami unsurlardı ve edep dairesinden çıkmadan yapıyordu işini. Sonra televizyon dönemi başladı…

Devam

İkra’r Dergi 18. Sayısı

Bu sayımızda iki güzel röportajımız eşlik ediyor sizlere. Mûsikî, muhabbet ve gönül ehli hocalarımız Savaş Barkçin ve Özer Özel’den mûsikîye dair güzellikler dinleyeceğiz. Savaş Barkçin’den kavramlar ile mûsikî serüvenini, mûsikînin insanı inşa eden yönünü, sanatı ve insanı kıymetlendiren edebi, talebe-hoca ilişkisini dinleyeceğiz.

Devam

İkra’r Dergi 16. Sayısı

16. sayımızda yeni bir yol hikâyesi ile karşınızdayız. İlk sayfada şairimiz bir kurdele takıp yakamıza yollar diliyor bize ve böyle başlıyor yol hikâyemiz. “Gönlümüze mutmain çiçekler ordusunu” da katıp Drina’dan Neretva’ya uzanıyoruz. Musa olup nehir arıyoruz, firavun saraylarına akan. Çocukluğumuza dönüp, udu geziyor ve en masum hâlimizle rahmeti çağırıyoruz…

Devam