Gözlerimizdeki Işık Okumanın Aydınlığıyla Çoğalır Mı?

“Cemil Meriç artık eski Cemil Meriç değildir. Öfkeli, gururu kırık, ürkek… Tabiri caizse gözleri o mağrur alnından parmaklarının ucuna inmişti. Geceleri sessizce kütüphanesine gider, kitaplardan birini çeker, parmaklarıyla okşar ve başını sayfalara gömerek, hüngür hüngür ağlardı…”

Devam

Başlığı Kendisi Olan Yazı

“Bak arkadaş, bizim esaretimiz kendimize. Kalbimizdeki ve aklımızdaki prangaları kırmanın tek yolu var: Kendimize özgürleşmek. Bu nasıl olacak der gibi bakıyorsun ya bana, ben de çok baktım sendeki bu bakışlarla kendime. Rüzgâr bizim duygularımız, kuru çalılar ise nefsimiz; kurumuş haysiyetimiz. İçimizi yeşertmenin tek yolu birbirimizi sevmemiz. Seversek inandıklarımıza saldırmayız.”

Devam

Yanık Kağıt Kokusu

Bir sabah genzimi yakan keskin bir yanık kâğıt kokusuyla uyandım. Bu kokunun; annemin tandırı tutuşturmak için kullandığı eski gazetelerden yayıldığını anlamam uzun sürmedi. Annemin yaptığı nefis gözlemelerle karnımı doyurduktan sonra köyün kuzeydoğusunda bulunan top sahasına doğru yürümeye başladım. Neden sonra gece gördüğüm o garip rüyayı anımsadım…

Devam

Mehmet Görmez ile Röportaj

Birey olamayan, edilgence, bir gruba dâhil olup bağlanan insan hakikat arayışını sekteye uğratabilir. Hele hele hiçbir Müslüman genç, dün­yasını şahıslar üzerine bina etmemelidir. Hakikat tekelciliği bir nevi ruhani diktatörlüktür. Hakikatin kendi tekelinde olduğunu iddia eden ru­hani diktatörlere tabi olmak elbette doğru olmaz.

Devam

Adımlardan Dökülen Cihan Nakışı

Akif Emre 23 Mayıs sabahı ofise geldi. Masanın üzerinde; günlük gazeteler, bir poğaça, çay, köşe­de Tunuslu Hayrettin Paşa’nın “Ülkelerin Durumunu Öğrenmek İçin En Doğru Yol” kitabı ve dünyalar ka­dar geniş bir ufuk, gök gibi aydınlık bir gönül. Ve bir kalp. Yoruluveren. Sığamayıp da çıkıveren ritimden. Tıpkı sahibinin mekana sığmayan aklı ve gönlü gibi.

Devam