Akif Abi’ye

Ağabey değil abi. Çünkü böylesi daha samimi. Çünkü abi deyince gözlüklü, sakallı, gözlerinin derinliklerin­de hüzün ama her daim mütebessim bir çehreyi gözü­mün önüne getirmek daha mümkün gibi geliyor bana.

Dünya değiştirmiş birini anma konusunda her zaman ikircikli bir hâlim oldu benim. Sanki o kişiyi anın­ca bir rahatsızlık verecekmişim gibi. Bu anmanın bir vefa mı yoksa bencillik mi olduğunu kavramak için daha kaç kişiyi vereceğiz acaba toprağa? Belki topra­ğa girdiğimizde anlayacağız işin aslını. Bütün bunlar var ama insan konuşmadan, yazmadan da edemiyor. Bir şeyler söyleyince o sonu gelmez boşluk bir miktar azalacakmış gibi geliyor. Alperen için de böyle olmuş­tu. On sekizinde Alperen, on altısında Oğuzcan… Ha­yatı beraberce öğrendiğimiz genç adamlar… Bu da bi­raz bizim hikâyemiz. Bir nevi adaşın Yunus Emre’nin dediği gibi, “Bu dünyada bir nesneye yanar içim göy­nür özüm/Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.”

Herkesin bir hikâyesi var işte ama ben senin hikâye­nin hiçbir yerinde yoktum abi. (Bu mektup da var olmaya çalışmak mı acaba?) Belki olurdum, bilmiyo­rum. Çıkardığımız bir dergi var. Her sayısında “Akif Emre’yle röportaj yapalım,” diyordum bizim Abdulka­dir abiye. Nedense nasip olmadı bir türlü. Bir dostun, bizim de tanıdığımız bir büyüğümüz “Akif uğraşmaz pek öyle işlerle,” demiş galiba Abdulkadir abiye, ondan herhâlde.

Ben senin İz’ler kitabından hatırlıyorum. Dergi çıkar­dığınız zaman Mehmet Akif İnan’a gitmişsiniz ve size beklemediğiniz bir alaka göstermiş. Hatta “Mescid-i Aksa” şiirini sizin dergiye vermiş. Ben de onu anlat­tım. Dedim, “Akif abi ilgilenir yine de bizle.”

Şimdi hâlâ röportaj yapacak birini sorduklarında “Akif Emre olurdu,” diyorum. Böyle şeyler düşünürken Al­per Görmüş’ten duyduğum, kendimin de biraz dönüş­türdüğü sözler aklıma geliyor. (Sen Alper Görmüş hakkında ne dersin, bilmiyorum abi.) “Bazı ölümlerde kalanlar yalnız gidenin adına değil kendi adlarına da üzülürler. Çünkü bilirler ki giden, kendisiyle birlikte onların umutlarını da götürmüştür,” diyor. Senin ölü­mün de öyle gibiydi. Senin var olduğunu bilmek, yazı­yor görmek, konuşuyor, hakkı ve sabrı tavsiye ediyor görmek bir umuttu.

Umut demişken son yazılarından birinde ne güzel yaz­mıştın abi. “Çürümeyen, umudu, yaşamayı, yaşamanın anlamını yitirmeyen, dokunduklarından, seslendik­lerinden ötürü bereketi beraberinde getiren inanmış yürekler var olduğunu bilmek umudun kendisidir.” Bu sözü arka kapağa koyduk dergiye. Necmettin abi (Asma) de portreni çizdi, çok güzel oldu. Keşke sen yaşarken yapabilseydik. Görsen mutlu olurdun belki. Biliyorum tamah etmezsin öyle şeylere. Ama seviyo­ruz biz abi seni.

Müslüman, Müslüman’ı sevince ne güzel oluyor abi. Bir daha iman ediyoruz gibi. Daha güçlü, daha ferah… Dedim ya abi, “Senin yakınımızda, başımızda oluşun umuttu,” diye. Sen gidince sarsıldı herkes. Eski dost­ların, seninle adı anılmaması gereken ama muadilin sayılan, kimi aynı gazetede yazdığınız kimi daha önce beraber iş yaptığınız bazı adamlar. Sarsılmak değil de utanmak daha çok. Sen öyle gidince dimdik, bir baktılar durdukları yere, aldıkları paralara, bindikleri arabalara… Güzellemeler başladı, “Akif abi şöyle iyiy­di, böyle iyiydi.” İyi olmanın güzel bir şey olduğuna inanmışlar ama iyi olacak cesareti yok ki bu adamla­rın. Çünkü o zaman bir şeyler gidiyor ya elden. Ara­banın modeli düşüyor, bankadaki paradan birkaç sıfır eksiliyor. Çok sürmedi abi, herkes eskiye döndü. Kaç kişi kaldı bilmiyorum. Kimi kaybedince değerini daha iyi anlayacağız, kim giderse umutlarımız biraz daha azalacak, bilmiyorum. Şimdi tuz bile koktu abi bura­da. İşler kötü gidiyor. O ahlak satan, doğruluğu öven adamların yaldızları birer birer sökülüyor. Bu insanla­rı gördükçe seni daha çok özlüyorum abi. Ne bileyim sen olsan sanki başka olacakmış gibi. Sen olsan sanki onların değil de bizim sesimiz daha çok çıkacakmış gibi. Sen olsan çıkacağız, diyeceğiz ki “Bizim Akif abimiz var. Siz ne yaparsanız yapın ne kadar insan­lıktan çıkarsanız çıkın; çürümeyen, umudu, yaşamayı, yaşamanın anlamını yitirmeyen, dokunduklarından, seslendiklerinden ötürü bereketi beraberinde getiren inanmış bir yürek var. Kocaman, tertemiz, sarsılmaz bir umut var. Bizim Akif Emre’miz var.”

Bu dünyadan geçtin, gittin. Ama öyle kuru kuru değil. Herkesi daha dikkatli, kötüleri daha tedirgin, iyileri daha kuvvetli yaparak geçtin. Adın hep güzelliklerle anılacak. Ve biz her bahar geldiğinde çok sevdiğin er­guvanları, faniliğimizi ve seni hatırlayacağız. Rabbim sana, bize, tüm Müslümanlara rahmet etsin…


Fotoğraf: Dursun ÇİÇEK, Erciyes Dağı / Kayseri 2015

Bu yazı İkra'r Dergisi 11. Sayısında yayınlanmıştır.

Musa Melih Demirbaşcı

İkra'r Dergisi Yayın Kurulu Üyesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir